Denizlerden Gelen - Antalya Destination
image06

Denizlerden Gelen

Antalya bölgesi mutfağı Akdenizli olmanın bütün özelliklerini yansıtır. Balık ve deniz ürünleri mutfağı zenginleştirirken, deniz ticaretine hakim bir noktada olmak tarih boyunca diğer kültürlerden çeşitli yiyeceklerin bölgeye gelmesine ve benimsenmesine yol açmıştır. Deniz yoluyla yapılan ticaretin kara bağlantıları da Antalya havzasının ürün çeşitliliğine katkıda bulunmuştur.

Corneille Le Bruyen, 1728

Batıkların Gizemi

Antalya ve çevresinde bulunan batıklar, tarihte yiyecek üretimi ve yiyecek ticareti hakkında çok değerli bilgiler verir. Batıklarda ortaya çıkarılan amforalar deniz ticaret yolları hakkında ipuçları sağlar. Antik çağda amforalarda şarap ve zeytinyağı başta olmak üzere kuru ve sıvı pek çok gıda taşınmıştır. Pekmez, bal, sirke, zeytin, üzüm, incir, kuru veya salamura balık ve balık sosları, hububat, susam, reçine, zift gibi pek çok ürün Antalya havzasından diğer Akdeniz limanlarına gönderilmiştir.

Yoğun gıda ticareti Akdeniz tarihini şekillendiren en önemli unsurlardan biridir. Değerli mallar ile yüklü olan gemilerin cazibesi korsanlığı körüklemiş, hatta çok güçlenen Pamfilya korsanları bir dönem bölgeyi tamamen kontrollerine almışlardır. Kazılarda yapılan çalışmalar Akdeniz limanları arasındaki yiyecek trafiğinin yoğunluğu konusunda hayret verici bilgiler verir. Örneğin, oldukça dağlık bir konumda olan Antik Sagalassos kentinden Mısır’a kırmızı sırlı zarif tabaklar gönderilmiş, İskenderiye limanından ise sadece Nil havzasında bulunan nadir balıklar tütsülenip kurutularak Sagalassos sofralarına getirilmiştir.

Kaş ilçesinin 8.5 kilometre güney doğusundaki Uluburun'da 1982 yılında bir sünger dalgıcı tarafından bulunan Geç Tunç Devrine ait olan batık M.Ö. 14. yüzyılın sonlarıyla tarihlendirilmiştir. Likya ticaret gemisi olduğu düşünülmektedir. Uluburun amforalarında badem, incir, zeytin, üzüm, çörek otu, sumak, kişniş, nar, buğday, arpa bulunmuştur.)

Mavi Bayrak

Dünya çapında 49 ülkede uygulanmakta olan Mavi Bayrak Programı'nda Türkiye ödüllü plaj sayısı ile son 3 yıldır 4. sırada yer almaktadır. Batı Akdeniz kıyısında dahi 118 Mavi Bayraklı plaj ve marina vardır. Mavi Bayraklı plajlarına ilaveten, Antalya’da 80'den fazla dalış noktası ve Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu’na kayıtlı 68 yetkili dalış merkezi bulunmaktadır. Her seviyeden dalgıçlar, ister profesyonel veya amatör olsunlar, yılın 12 ayı boyunca masmavi denizin derinliklerine dalış yapabilirler.

 

Yiyeceklerin Yolculuğu

Antik dönemden beri İskenderiye-Kıbrıs-Antalya hattı önemli bir ticaret yolu olmuştur. Phaselis, Side, Perge ve Alanya limanları da son derece yoğun bir ticarete sahne olmuştur. Mezopotamya bereketi Suriye limanlarından Antalya kıyılarını takip ederek Girit, Rodos, Ege Adaları, İstanbul, Atina, İzmir, Venedik, Marsilya limanlarına ulaşmıştır. Hindistan’dan gelen bir diğer hat Mısır üzerinden aynı güzergahı takip etmiştir. Evliya Çelebi ise Antalya’yı “İskele-i Mısır“ olarak tanımlamıştır. Osmanlı döneminde İbn-Battuta’nın övdüğü Kamarraddin kayısısından Venediklilerin tadına doyamadığı safrana kadar buğday, arpa, ceviz, susam, peynir gibi nice yiyecek bu kıyılardan sevk edilmekteydi. Arap yarımadasından gelen kıymetli pirinç, şeker ve Yemen kahvesi ise Antalya limanından kara üzerinden Topkapı Sarayı’na gönderiliyordu.

Bu yiyecek trafiği tarih boyunca durmaksızın sürmüş, Antalya’nın bereketli toprakları bu sayede az rastlanır bir zenginliğe sahip olmuştur. Afrika’dan bamya, mülhiye, göleviz gibi sebzeler gelmiş, gene Güney Amerika kökenli yer fıstığı Afrika aracılığı ile gelerek bu toprakları sevmiştir. Portekizli gemicilerin Akdeniz’e tanıttığı Çin kökenli portakal kentin simgesi olacak kadar benimsenmiştir. Antalya kısa sürede tüm narenciye ürünlerinin cenneti olmuştur. Hindistan kökenli muz ise Arap yarımadasından ve mısır’dan geçen yolculuğunu Anamur’da noktalamıştır.  Fenike’de heykeli dikilen domates ile biber Kristof Kolomb’un keşfiyle Amerika’dan, patlıcan ise daha da önceleri Arap tacirlerle Hindistan’dan gelmiştir. Bütün bu ürünler hep deniz ticaretinin Antalya havzasına hediye ettiği lezzetlerdir. Her geçen gün bu lezzetlere egzotik meyveler, sebzeler eklenmekte, Antalya havzasını tam bir cennet bahçesine çevirmektedir.

Antalya, Anadolu mallarının çıkış, Suriye, Mısır ve Hindistan mallarının ise Anadolu’ya giriş kapısı olma özelliğini tarih boyunca korumuştur.

Deniz Hazineleri

Antalya kıyıları Akdeniz’in berrak sularından çıkan balık ve deniz ürünleriyle zengin bir çeşitlilik sunar. Balıkçılık eski çağlardan beri önemli bir geçim kaynağı olmuştur. Uluburun batığından sayısız balık oltası, ucu çatallı balık zıpkını, balık ağı kurşunları, ağ onarımı için mekikler gibi balıkçılık aletleri bulunmuştur. Roma dönemine ait bulunan balıkçı mezar taşları bu mesleğin yaygınlığını anlatır.

Akdeniz balıkları içinde Mercan, Tongabaş, Fangri, Melanur, Barbunya gibi kırmızı etli olanlar makbul kabul edilir.

Ege’de Orfoz adıyla bilinen Grida, yerel adıyla “Arap Balığı” olarak anılır. Bir zamanlar sadece balıkçıların yediği grida bugün Antalya’nın en gözde balıklarından biridir. Özellikle “Patlak Göz” türü çok aranır ve buğulaması çok sevilir, “Kelle Çorbası” ise meşhurdur. Mangalda şiş veya fileto ızgarası da çok lezzetlidir.

Domuz Balığı olarak da bilinen Yasemin Balığı da sevilen bir yerel balıktır.

Kaş ve Kalkan civarının “Papağan Balığı” maceracı lezzet avcılarına göredir. Bu balığın zehirli olan zarı patlatılmadan yenmesi gerekir. Antalya sularının lezzetli balıkları saymakla bitmez. Akya, Bakalaryus, Barakuda, Beyaz İzmarit, Laos, Levrek, Kefal, Kılıç Balığı...

Balıklara kimi zaman ilginç yerel isimler takılır. Sarı Çizgili Barbunya burada Paşa Pantalonu adını alır, Çipura’ya Mendik denir. Kıpkırmızı Naylon Balığı ise Hindistan Balığı veya Asker Balığı olarak anılır. Beyaz Orkinos’un yavrusu Tombik, Gümüş’ün azmanına Lokum Balığı diye bilinir.

Deniz ürünleri de çeşitlidir. Kekova taraflarında çıkan mavi yengeç son yıllarda keşfedilen olağanüstü bir lezzet olarak çok aranır. Ahtapot, kalamar, karides, karavida, denizkestanesi de bol bulunur.

Antalya’da ilginç bir gelenek balıkların tarator sos ile servis yapılmasıdır. Telatur veya talatur denilen cevizli tarator sos veya tahin ile balık bu kıyılara özgü tariflerdir.

Antalya havzasının iç kısımlarında ise bambaşka bir balık dünyası vardır. Göller bölgesinin tatlı su balıkları göl kıyısı sofralarının baş tacıdır. Göllerde Sazan ve Toros’un serin derelerinde Kırmızı Benekli Alabalık denemeye değer lezzetlerdir.

Talaturlu Balık

Tarator sos yörede telatur veya talatur olarak anılır ve cevizle yapılır. Mercan yerine sargoz, fangri veya tongabaş gibi başka Akdeniz balıkları da kullanılabilir.

1 kg. mercan

Tuz

Bulamak için un

Kızartmak için zeytinyağı

Sos için:

1 bardak ince çekilmiş ceviz

¾ bardak ılık su

2-3 diş sarımsak

1 limonun suyu

1 tatlı kaşığı tuz

Maydanoz (istenirse)

-Balıkları ayıklayın, yıkayıp tuzlayın ve bir süzgeçte suları süzülene kadar bekletin.

-Yaklaşık 1 çay bardağı kadar unu bir tabağa koyun. Balıkları unlayın ve fazla unlarını silkeleyin

-Tavada yaklaşık ½ bardak zeytinyağını kızdırın ve balıkları ikili üçlü gruplar halinde kızartın. Kızaran balıkları bir tabakta kağıt havlu üstüne alın.

-Sosu hazırlamak için sarımsağı tuz ile dövün. Bir kap içinde cevizi ezilmiş sarımsak, limon suyu ve ılık su ile karıştırarak sosu hazırlayın. Balığın kızartma yağından da 1-2 kaşık ekleyebilirsiniz.

Balıkları servis tabağına alın ve cevizli sosu üstüne gezdirin. Servis yaparken üstünü bol ince kıyılmış maydanoz ile kaplayabilirsiniz.

Etkinlik Takvimi
Booking.com