Orta Çağda Antalya ve Çevresi - Antalya Destination
image06

Orta Çağda Antalya ve Çevresi

Roma İmparatorluğu’nun Doğu ve Batı olarak ikiye ayrılmasıyla Anadolu, sonraki yüzyıllarda Bizans olarak anılacak olan Doğu Roma Devleti’nin sınırları içinde kaldı. Antalya ve çevresi Doğu Roma'nın parçasıydı.

7.yüzyılda Arap Yarımadası’nda doğan İslamiyet aynı yüzyılın ikinci yarısında Akdeniz’e açılır. Arapların başta Kıbrıs ve Anadolu’nun kıyı kentlerine yaptıkları baskınlar yüzyıllar boyu sürer. Birçok liman kenti ile birlikte Antalya kıyılarındaki kentlerde yaşayan halk da güvenli gördükleri iç bölgelere taşınır. Kıyıdaki kentler söner ve giderek terk edilir hale gelir.  Bizans’ın Araplarla yaptığı bir anlaşma ile doğudaki Lübnan dağlarında yaşayan asi Mardait halkının önemli bir bölümü başta Antalya olmak üzere boşalan bu kıyı kentlerine yerleştirilir.

Ancak bu önlem de bölgenin eski görkemli günleri geri getirmeye yetmez: “10. yüzyıl başında, Müslümanlığa geçtiği için Renegat (dönme) olarak anılan gözü pek Arap asıllı Suriyeli denizci Leo, donanmasıyla Thessalonike’yi (Selanik) basar ve yağmalar. Baskın verdiği Ege adalarından topladığı binlerce esir ve büyük bir servetle geri döner. Bizans, Antalya’nın benzer bir baskın tehlikesinden korktuğu için kentin çevresinde ikinci bir sur duvarı inşa ettirir.”

Bu ikinci sur duvarının kalıntısı, Antalya Kaleiçindeki Kültür Sineması önlerinde varlığını halen korumaktadır. Antalya, çevresindeki liman kentlerinin sönmesiyle, küçük bir kıyı kasabası halini alır ve giderek önemini kaybeder. “12. yüzyılın ilkyarısındaki II. Haçlı Seferi sırasında Antalya Limanı’na inmeye çalışan Haçlı ordusu dağlarda yaşayan Türkmenlerin saldırısına uğrayarak ağır kayıplar verir. Kral ve asilzadeler kaleye alınır; büyük bölümü hasta, yaralı ve aç olan Haçlı ordusunun çoğunluğu kale surlarıyla düşman Türkler arasında sıkışıp kalır. Perişan haldeki Haçlılar arasında bulunan Hıristiyan bir din adamı, kale kapılarının kendilerine kapandığını gören Türklerin saldırıyı keserek hasta ve yaralılara yardım edip, karınlarını doyurduklarını yazar ve ekler “Ey ölümden daha zalim olan merhamet.”


Antalya Kaleiçi
 
3. yüzyıl başlarında önce Antalya, ardından Alanya Anadolu Selçukluları tarafından ele geçirilir. Bölgenin Selçuklu egemenliğine girmesiyle günümüze kadar sürecek olan yeni bir dönem başlamış olur. Selçuklu sultanları, kış aylarını geçirdikleri Alanya’yı, ikinci başkent olarak kullanır.

 

“Kıbrıs Lusignan Haçlı krallığı ile işbirliği yapan Hıristiyan halk, bir cuma günü sur içinde birlikte yaşadığı Müslüman halka saldırarak Antalya’yı yeniden ele geçirir. Selçuklular kenti kısa sürede geri alır ve büyük bölümü bugün de ayakta olan bir iç sur duvarı inşa ederek Hıristiyan ve Müslüman halkın yaşam alanlarını ayırır. Kenti ikiye ayıran bu sur duvarının, Hıristiyan halka ayrılan bölümüne bakan yüzüne yerleştirilen, varlıklarını bugün de koruyan kitabelerde Antalya’nın ikinci kez fethinin hikâyesi kazılıdır.”

 

Selçuklular; bununla da yetinmeyip, yazın yayla, kışın sahil dolaşarak hayvan yetiştiren göçebe Türkmen (Yörük) oymaklarını Antalya ile çevresine yerleştirir ve Antalya'da bugün de kentin simgesi olan, adını inşa biçiminden alan, çağına göre alışılmadık derecede yüksek Yivli Minare ile medreseler, hamamlar ve hayır evleri inşa eder. Müslüman halka sur içinde ayrılan bölümün yetersiz kaldığı gerekçesiyle 1225 yılında, duvar ve burçları halen ayakta olan ikinci bir iç sur duvarı daha inşa edilir.

Bizans döneminde iyice ihmal edilmiş olan bölge, Selçuklular devrinde yeniden önem kazanır. Surları onarılarak savunması güçlendirilen Alanya’da beş gözlü tersane ve adını, yapıldığı tuğlanın renginden alan, gözetleme ve savunma amaçlı Kızıl Kule inşa edilir. Her inanç ve ulustan gemicinin, tacirin özgürce ticaret yapması için sağlanan serbestlik, vergi indirimi ya da muafiyet gibi teşvik edici uygulamalar ve deniz, kara ulaşımında alınan güvenlik önlemleri ile ticaret gelişir.


Alanya Kale

Kervanların bir günde aldıkları yol uzunlukları hesaplanarak han ve kervansaraylar inşa edilir.  Kaynaklar, Aspendos tiyatrosunun sahne duvarına yapılan ahşap ilavelerle bir tür han olarak kullanıldığını yazar. Tiyatronun sahne duvarının bugün el ulaşmayan yerinde, kim bilir hangi tacirin ya da yolcunun yazdığı birkaç sözcükten oluşan bir not, yüzlerce yıla direnerek varlığını korumayı sürdürür. 

Alanya Kalesi'nde varlığını sürdüren, sabit ve sürekli Bedestenlerin yanında, yollar üzerindeki han ve kervansarayların çevresi de birer açık pazar yerleri olarak işlev görür.  Haftanın belli günlerinde kurulan bu pazarların yanında, uzak yakın ötelerden gelen üretici ve tüccar halkın, yabancı tacirlerin rahatlıkla ticaret yapabildiği, özellikle ekinlerin biçilip, gelirlerin elde edildiği sonbahar aylarında kurulan bölgesel panayırlar canlı birer alışveriş merkezi durumundadır.

Tacirlere sağlanan güvenlik sayesinde zenginlik ve refah artar. Bölgeyi bir baştan bir başa kat eden yolların çok sayıdaki akarsuyu aşması gerekir. Debisi yüksek akarsuların üzerine, varlıklarını bugün de sapasağlam ayakta olan köprüler inşa edilir. Selçuklular ve sonrasında Karamanoğulları ve Osmanlı dönemlerinde yapılan bugün tarihsel değerdeki bu köprüler motorlu araç yollarının dışında kalsalar da bulundukları yöredeki köyler/kasabalar arasında hizmet vermeye devam eder.

Kaynaklar; Antalya’nın, Selçukluların tarih sahnesinden çekildiği 1308’den sonraki yüz yıl boyunca bağımsız beylik olarak kaldığını ve bu sürenin bir bölümünde, Bey’in halk tarafından seçildiğini yazar. Faslı ünlü gezgin İbn-i Batuta, 14. yüzyılın ilkyarısında ziyaret ettiği Antalya’da yaşayan her inançtan insanın yaşamına dair dikkate değer bilgiler verir. Gezgin Batuta, ortaçağ meta üretim biçimi olan, kalite ve dürüst ticaret ile yardımlaşma esasına dayanan ahi (lonca) örgütlenmesi ve Antalya ahileri ile ilgili olarak “Dünyada bunlardan daha güzel ve hayırlı iş yapan insanlar görmediğini” yazar.

Antalya, 14. yüzyılın ikinci yarısında bir kez daha Kıbrıs Hıristiyan Krallığı’nın eline geçse de 12 yıl sonra Türkler tarafından geri alınır. Antalya ve yakın çevresi Selçuklu egemenliğinin sona ermesinin ardından önce Tekelioğlu Beyliği’nin, 14. yüzyılın sonlarında Osmanlı egemenliğine girerken Alanya, önce Karamanoğlu Beyliği’nin ardından 15. yüzyıl sonlarında Osmanlıların egemenliğine ait olur.

“Osmanlıların İstanbul’u ele geçirmesini izleyen yıllarda, Papa IV. Sixtus’un emri ile toplanan Haçlı donanması, Ege Adaları’nı yağmalayarak Antalya önlerine gelir. Limanı kuşatan mendirekte bulunan iki burcun arasında, düşman gemilerinin girmemesi için gerili duran zinciri top atışlarıyla kırarlar. Donanmaya bağlı gemilerden çıkan askerler, kentin liman tarafındaki çarşısını yağmalar. Ancak kente giremeyince gemilere binerek geri dönüp giderler.” Tarih kitapları, 15. yüzyılın ikinci yarısında yaşandığını bildirdiği bu işgal girişimi sırasında Haçlı donanmasının top atışlarıyla parçaladığı liman ağzında gerili zincire ait parçaların Roma’ya götürüldüğünü ve “Antalya Baskını” hatırası olarak ünlü Saint Pierre Kilisesi’nde korunduğunu yazar.

Haçlı donanmasının bu baskınına benzer bir olay da 1606 yılında Finike Limanı’nda yaşanır.“Toskanalı Saint Stephanos şövalyeleri, çok sayıda gemiyle geldikleri Finike Limanı’na baskın vererek kaleyi kuşatır. Kale muhafızını ele geçiremeyen şövalyeler, savunmasız kadın ve çocukları esir alır. Şövalyeler, yanlarında esirler olduğu halde İtalya’ya doğru yelken açar.”

 

8. yüzyılın sonlarında Fransız General Napolyon’un ünlü Mısır Seferi sırasında Kuzey Afrika’dan göç eden çok sayıda insan Antalya’ya gelir ve yerleşir. Antalya ve Alanya’nın eski çağlardan beri var olduğu bilinen Kuzey Afrika ile ticaret ilişkisi, bu göç olayı ile daha da artar. Napolyon’un Kuzey Afrika saldırısı, Osmanlı yönetiminin Antalya’yı kuşatan surları onarmasına ve iyileştirmesine neden olur. Bu onarım ve iyileştirme girişiminin belgeleri, mermer üzerine yazdırılarak sur duvarına yerleştirilen ve halen varlığını koruyan çok sayıda kitabeyle günümüze ulaşır. Ancak 19. yüzyıl başlarındaki saldırı dışarıdan değil, kalenin içinden gelir. Osmanlı’nın Antalya muhafızı isyan eder. Antalya Kalesi Osmanlı donanması tarafından kuşatılır. Ancak asiler, iki yılı aşkın süre direnir. Kale, dış dünyayla ilişkisi kesildiği için açlık tehlikesi ile karşı karşıya kalan halkın yardımıyla düşürülebilir. Asi muhafız yakalanarak idam edilir; ailenin kalan üyeleri Balkanlar’a sürgün edilir.

 

9. yüzyıl, Osmanlı İmparatorluğu’nun toprak kayıplarıyla geçer. Kaybedilen Balkanlar’dan, Ege Adalarından -hatta Kafkaslardan- Anadolu’ya göç etmek zorunda kalan Müslüman Türklerin iskân edildiği yerlerden biri de Antalya ve çevresi olur. Bu insanlar ya göç edenler anlamında “muhacir” ya da geldikleri yerlerin adıyla, örneğin “Giritli” olarak anılır.  Göçmenler, o dönemde padişah olan II. Abdülhamit’in çocuklarının adlarıyla anılan yerlerde kurulan köylere ya da Side (Selimiye) gibi terk edilmiş antik kentlerin çevresine yerleştirilir.

 

Antalya’nın Serik ilçesinin güneybatısında önemli bir turizm merkezi olan Kadriye, yine Serik yakınlarında Ahmediye, Aksu ilçesi sınırları içindeki İhsaniye gibi köyler, 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında Ege Adalarından gelen göçmenlerin yerleştirildiği yerler olarak kalır. 20. yüzyıl başlarında başlayan Alman, Rus ve Osmanlı imparatorluklarının sonunu getiren 1. Dünya Savaşı sonrasında galip devletler, kendi aralarında aldıkları kararlar uyarınca Anadolu’da paylarına düşen bölgelerine asker çıkarır. Antalya ve çevresi 1919 yılı baharında İtalyanlar tarafından işgal edilir. Anadolu halkının Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde başlattığı Kurtuluş Savaşı’nın zaferle bitmesinin ardından bağıtlanan Lozan Antlaşması ile Trakya’dan önemli sayıda Müslüman Türk, Anadolu’ya getirilerek ana vatanlarına yerleştirilir. Antalya, bu göç dalgasında da en fazla göçmen kabul eden yerler arasındadır.

Etkinlik Takvimi
Booking.com